Kısa Kitap Tanıtımları-2
AYRILIK ACISI
Erje Ayden | Roman
Ayrılık Acısı, Erje Ayden’in en güzel romanlarından biridir. Erje’nin diğer kitapları, gerçek anlamda hızlı yazılmıştır ve hızlı okunur. Yazma hızı. Ayrılık Acısı’nın ilk yayımlanışından hemen hemen yirmi yıl sonra, böyle bir hızın artık nerdeyse tarihsel, hatta belki de nostaljik bir değeri var. Öyle bir zamandı ki o zaman, hız henüz teknolojik kötü niyetin dehşet verici yan ürünlerinden biri değildi. Hız, insani ölçüde, eğlenceliydi. Ayrılık Acısı tesadüfen büyük eserlerin dışında, gerçekten yazı yoluyla iletişim kurulabilecek çok fazla şey olduğu bir zamanda, çok yoğun ve keyifli bir şekilde canlı olan bir insanın manik ritminde yazılmıştır. Ayrılık Acısı’nın kahramanı Carl Halman gibi, Erje Ayden de gerçek bir casustu. Türkiye’de doğan Erje Ayden, 1950′li yılları, “belirli bir Avrupa ülkesinin casusluk örgütünün mensubu olarak” Paris’te geçirdi. Ayden’in biyografisi, yayımlanmış sekiz kadar kitabının her birinde biraz değişikliğe uğrar. Konuştuğum herkes “Erje Ayden Efsanesi” (kitaplarından birisinin adı) üzerine farklı bir yorum getirdi. Kanserden çökmüştü ya da hapishanedeydi veya doğu Hampton’da inzivaya çekilmişti. “Farkındaydım” dedi ilk buluştuğumuzda, “aylardır beni arıyordunuz.” Ayrılık Acısı’ndaki Carl gibi, belki Erje de biz “normaller” arasında sıkışıp kaldığı zamanlarda, formunu muhafaza etmek için casus oyunları oynuyordu. 1960′ta Ayden hayatını değiştirmeye ve tamamen farklı bir şey yapmaya karar verdi. New York’a taşındı ve yazar oldu. Ayrılık Acısı’nı okumak -bütün hızlı yazılmış romanlarda olduğu gibi- güç vericidir, çünkü okurken, insan onu kendisi yaratıyormuş hissine kapılır. Frank O’hara’nın şiirlerinde ya da Seymour Krim’in gazete yazılarında da aynı aldatıcı rahatlık vardır; yazar kaygan, ancak yine de anlaşılabilir bir dünyanın merkezinde bir dengeleme işlevi görür.
ODER KIYISINDA İLKBAHAR
Emmanuil Kazakeviç | Roman
Emmanuil Kazakeviç Türk okurunun tanıdığı bir Sovyet yazarıdır. Dünya tarihinin önemli dönemeçlerini, bu dönemeci yaratanların ve yaşayanların kişilikleriyle birlikte anlatır. Oder Kıyısında İlkbahar, Sovyet Ordusu’nun, İkinci Dünya Savaşı’nı kazandıktan sonra Berlin’e yürüyüşünü ele almaktadır. Zafer kazanmış herhangi bir orduyla, insanlık, özgürlük ve eşitlik için dövüşmüş bir ordunun farkı, Kazakeviç’in dikkatli ve ironik anlatımıyla belirginleşiyor. Yıldız’ın devamı olarak da okunabilecek bu roman, tarihi yaşayanlardan öğrenmek isteyeceklerle, gelecekten ümit kesmemiş olanlar için yazılmış. Tıpkı Moskova bölgesinde olduğu gibi yorulmak bilmez kart sesli kargaların haber verdiği sisli bir kış sabahı, yolun kıvrıldığı yerin ardına küçük ve bakımlı bir çam ormanı göründü. Askerlerin az önce geçtikleri yerin aynısıydı: Burası Almanya’ydı. Fakat bundan yalnızca karargahların haberi vardı. Ellerinde harita bulunmayan sıradan insanlar, yani askerler bu tarihi anı kaçırdılar ve nerede olduklarını ancak akşam vakti öğrendiler. Ancak o zaman, geçmişten beri kendi yerleşim birimleri olduğu için Slavların koruduğu ve barbarların işgaline karşı Rus kılıçlarının savunduğu bu Alman toprağını gördüler. Bakımlı korular, çiçekli bahçelerle çevrili evlerin ve samanlıkların bulunduğu düzgün ovalar gözlerinin önündeydi…
BALKANLAR 1804-1999
Misha Glenny
Balkanlar büyük savaşların hemen hemen tamamının ilk başladığı bölge olmuştur. Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya kendi aralarındaki rekabet ve nüfuz alanı mücadelesini Balkanlar üzerinden sürdürmüşler ve bölge halkının acıları üzerinden egemenliklerini kurgulamışlardır. Misha Glenny bu kitabında, 19. yüzyılın başlarından bu yana ele aldığı Balkan tarihinde, savaşlarla parçalanmış bölgenin en son yaşadığı korkunç olayların arka planını, Bosna trajedisine yol açan Balkan zihniyetini gözler önüne seriyor. Balkanlarda her dönem egemen olan ve tüm bölgeyi kapsayan şiddetin köklerini böylesine derinlemesine ele alan, siyasal tarihe eşlik eden kültürel ve düşünsel kökleri böylesine araştıran ve de çağdaş Sırbistan, Hırvatistan, Bosna, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Arnavutluğun kökenlerini bu kadar canlı veren başka bir kitap yoktur. Glenny, bugünün çatışmalarını anlamak için gerekli olan karmaşık ve renkli Osmanlı döneminin son yüzyılının içyüzünü sergilemeyi de ihmal etmiyor. Balkanlardaki her ulusal topluluğun ve ulus-devlet olma sürecinin oldukça tarafsız, açık ve batı merkezli olmayan bir dille anlatıldığı kitapta çeşitli ulusların kültürlerinin de canlandırıldığını görüyoruz. Glenny büyük devletlerin kendi çıkarları için bölgeye müdahalelerinin Balkan halkları için nasıl felaket demek olduğunu, sözde ‘eski nefretler’ denilen olguların uzak başkentlerin cahil diplomatları tarafından nasıl daha şiddet içeren bir sürece dönüştürüldüğünü anlatıyor. Kralların, gerillaların, haydutların, general ve politikacıların keskince gözlemlenmiş portreleri ile anlatımını zenginleştiriyor. Bu zenginliği ve önemli siyasi olayların uluslararası ilişkiler boyutundaki öyküleriyle Balkanlar, okunması gerekli ve aynı zamanda keyifli bir kitap. Balkan siyasi ve ekonomik tarihinin benzersiz bir örneği olarak bu eser, kuşkusuz, Türkiye’nin geniş çevresini anlamak ve öğrenmek isteyen herkesin ilgisini çekecektir.

