Kısa Kitap Tanıtımları-2
ON İKİNCİ DEĞİŞİM
Pauline Gedge | Tarihî Roman
Alberta Best Yılın En İyi Roman Ödülü’nü kazanmış bu eser Mısır tarihi hakkında yazılmıştır. “İmparatoriçe Tiye majestelerinin dört askeri ve başteşrifatçısının eşliğinde dairesinden ayrıldı. Dairesiyle bahçe kapılarının arasında sarayın askerleri ellerinde meşalelerle duruyorlardı. Deri kılıç kınları, beyaz kilitleri ile mavi ve beyaz deri miğferleri meşalelerin alevleri altında parlıyordu. İmparatoriçe yanlarından geçerken askerler kılıçlarını ileri uzatıp başlarını öne eğdiler. Bahçe karanlıktı, çöl yıldızları gökyüzünde parlıyordu. Bu küçük topluluk hızla yolda ilerledi. Firavun’un özel alanına geldiklerinde bir an için durup, ardından sarayın yan duvarı boyunca yürüdüler. Firavun’un bahçesine geçmek için kullandığı ya da durup batı tepelerini izlediği uzun ve büyük çift kapıların önüne geldiklerinde, Tiye beraberindekilere orada beklemelerini söyleyerek başteşrifatçı ile birlikte geçide yöneldi. Geçitte yürürken her zaman olduğu gibi yine duvarlardaki ve tavandaki gravürlere şaşkınlıkla bakmaktan kendini alamamıştı. Firavun’un kraliyet ünvanı getirtilen sedir sütunun üstünde bir altın yaprağa kazılmıştı. Bu ismin geçidin her yerinde görmek olasıydı. Nebmaatra: Gerçeğin tanrısı Ra’dır. Sarayda bu yazıya çok sık rastlanılıyordu.”
AYRILIK ACISI
Erje Ayden | Roman
Ayrılık Acısı, Erje Ayden’in en güzel romanlarından biridir. Erje’nin diğer kitapları, gerçek anlamda hızlı yazılmıştır ve hızlı okunur. Yazma hızı. Ayrılık Acısı’nın ilk yayımlanışından hemen hemen yirmi yıl sonra, böyle bir hızın artık nerdeyse tarihsel, hatta belki de nostaljik bir değeri var. Öyle bir zamandı ki o zaman, hız henüz teknolojik kötü niyetin dehşet verici yan ürünlerinden biri değildi. Hız, insani ölçüde, eğlenceliydi. Ayrılık Acısı tesadüfen büyük eserlerin dışında, gerçekten yazı yoluyla iletişim kurulabilecek çok fazla şey olduğu bir zamanda, çok yoğun ve keyifli bir şekilde canlı olan bir insanın manik ritminde yazılmıştır. Ayrılık Acısı’nın kahramanı Carl Halman gibi, Erje Ayden de gerçek bir casustu. Türkiye’de doğan Erje Ayden, 1950′li yılları, “belirli bir Avrupa ülkesinin casusluk örgütünün mensubu olarak” Paris’te geçirdi. Ayden’in biyografisi, yayımlanmış sekiz kadar kitabının her birinde biraz değişikliğe uğrar. Konuştuğum herkes “Erje Ayden Efsanesi” (kitaplarından birisinin adı) üzerine farklı bir yorum getirdi. Kanserden çökmüştü ya da hapishanedeydi veya doğu Hampton’da inzivaya çekilmişti. “Farkındaydım” dedi ilk buluştuğumuzda, “aylardır beni arıyordunuz.” Ayrılık Acısı’ndaki Carl gibi, belki Erje de biz “normaller” arasında sıkışıp kaldığı zamanlarda, formunu muhafaza etmek için casus oyunları oynuyordu. 1960′ta Ayden hayatını değiştirmeye ve tamamen farklı bir şey yapmaya karar verdi. New York’a taşındı ve yazar oldu. Ayrılık Acısı’nı okumak -bütün hızlı yazılmış romanlarda olduğu gibi- güç vericidir, çünkü okurken, insan onu kendisi yaratıyormuş hissine kapılır. Frank O’hara’nın şiirlerinde ya da Seymour Krim’in gazete yazılarında da aynı aldatıcı rahatlık vardır; yazar kaygan, ancak yine de anlaşılabilir bir dünyanın merkezinde bir dengeleme işlevi görür.
ODER KIYISINDA İLKBAHAR
Emmanuil Kazakeviç | Roman
Emmanuil Kazakeviç Türk okurun tanıdığı bir Sovyet yazarıdır. Dünya tarihinin önemli dönemeçlerini, bu dönemeci yaratanların ve yaşayanların kişilikleriyle birlikte anlatır. Oder Kıyısında İlkbahar, Sovyet Ordusu’nun, İkinci Dünya Savaşı’nı kazandıktan sonra Berlin’e yürüyüşünü ele almaktadır. Zafer kazanmış herhangi bir orduyla, insanlık, özgürlük ve eşitlik için dövüşmüş bir ordunun farkı, Kazakeviç’in dikkatli ve ironik anlatımıyla belirginleşiyor. Yıldız’ın devamı olarak da okunabilecek bu roman, tarihi yaşayanlardan öğrenmek isteyeceklerle, gelecekten ümit kesmemiş olanlar için yazılmış. Tıpkı Moskova bölgesinde olduğu gibi yorulmak bilmez kart sesli kargaların haber verdiği sisli bir kış sabahı, yolun kıvrıldığı yerin ardına küçük ve bakımlı bir çam ormanı göründü. Askerlerin az önce geçtikleri yerin aynısıydı: Burası Almanya’ydı. Fakat bundan yalnızca karargahların haberi vardı. Ellerinde harita bulunmayan sıradan insanlar, yani askerler bu tarihi anı kaçırdılar ve nerede olduklarını ancak akşam vakti öğrendiler. Ancak o zaman, geçmişten beri kendi yerleşim birimleri olduğu için Slavların koruduğu ve barbarların işgaline karşı Rus kılıçlarının savunduğu bu Alman toprağını gördüler. Bakımlı korular, çiçekli bahçelerle çevrili evlerin ve samanlıkların bulunduğu düzgün ovalar gözlerinin önündeydi…

