Kısa Kitap Tanıtımları-1



KALPAZANLAR
Andre Gide | Roman / Fransız Edebiyatı

Andre Gide’in Kalpazanlar’ının yirminci yüzyıl Fransız romanındaki konumu ancak Marcel Proust’un Yitik Zamanın Ardında’sının konumuyla karşılaştırılabilir. Tıpkı Proust’un büyük yapıtı gibi. Gide’in yazdığı bunca anlatı arasında roman adını verdiği tek yapıt olan bu eser aynı zamanda hem roman, hem roman üstüne düşünce, hem öyküler anlatan bir yapıt, hem yapıtın öyküsü olmak ister. Bunu yaparken gerçekleştirmeye çalıştığı bir başka amaç da roman sanatını baştan sona yenilemektir. Bu son amaca tam olarak ulaşıldığını söylemek zordur. Ama arayış öyle usta bir anlatım, öyle canlı ve çekici yüzler, öyle ilginç oluntular aracılığıyla sürdürülür ki, bir yandan büyük bir yazın serüveni karşısında bulunduğumuzu duyar, bir yandan kişilerin serüvenlerini kendi serüvenlerimiz gibi yaşarız.

KAYNANAM NASIL KUDURDU / MUHABBET TILSIMI
Hüseyin Rahmi Gürpınar | Roman / Türk Edebiyatı

Kaynanam Makbule Hanım. Adını anarken işte kalemle birlikte dudaklarım da titriyor. Bunu bir saygı titremesi sanmayınız, korkudan zangırdıyorum. Evin içinde kaynanamın hışmından titremeyen yoktur ki… Çoluk çocuk hepimiz önünde titreme geçiririz. Ayda üç yüz liradan çok sağlam geliri var. Zamanın mal kıtlığını düşünürseniz kaynana karşısında ailece titreştiğimize değil, göbek attığımıza bile şaşmazsınız. kaynanam dille, kalemle anlatılabilir bir yaratık değildir. Kendisini anlatmaya giriştiğimi sezinlerse sonra bana da yazık olur, size de… Kaynanam eski cadı hikayelerinden kaçmış bir tiptir. Resmi kayda göre elli beşi geçkindir ama kendi hesabına göre geçen yıl kırk birini söyleme cesaretini gösterebildi. kendini henüz dünya evine girmemiş kız yerine koyar. Fıkır fıkır kaynar bir çağdayken onu geçkin bir zata vermişler. Zavallı adam dünyadan çekilmiş. Bir hayli de mal bırakmış. bu taze zengin dula çok istekli olmuş ama izin veren çıkmamış. aklını gençlikle bozmuş. Birtakım şarlatanların ilan ettikleri gençlik sularını, buruşuk kaybetmekteki kaliteleri övülen iksirleri denemeden duramaz. hele seçtiği kumaşlar, renkler, biçimler, yaptığı tuvaletlerle elaleme gülünç olmamızda cabası.

KÖY / SNOPES AİLESİNİN ÖYKÜSÜ
William Faulkner | Roman / Amerikan Edebiyatı

Missisippi yöresinin kuzey-güney savaşı anılarıyla dolu ikliminde büyüyen Faulkner, güney kökenli büyük bir ailenin oğludur. Yapıtlarında genellikle bölge insanını ve olaylarını anlatmasının yanı sıra, çağdaş dünyanın maddeci ve toplumcu zorlamalarını insanın baş düşmanı olarak görmüş ve bu zorlamaların insanı neye çevirdiğini göstermeye çalışmıştır. Bir şiir gibi okunması gereken bu romanda yazar, Amerika Birleşik Devletleri’nin güney kasabalarından birindeki yaşamı anlatır. Ama yerel çerçevenin çok ötesine uzanarak bu kasabanın insanlarını en açıkgözünden en bilinçsizine kadar ele alıp evrensel çağdaş insanın yoğun ve ayrıntılı bir resmini çizer. Yazar, roman ve öykülerinde özellikle kuzey-güney iç savaşını ve Amerika’da süregelen ırk çatışmasını konu etmesiyle ünlüdür. 1950 Nobel Edebiyat Ödülünü almış olan bu romanı beğeniyle okuyacaksınız.

GÖNÜL KAÇANI KOVALAR
Memduh şevket Esendal | Roman / Türk Edebiyatı

Eser, Esendal’ın birbirinden güzel hikayelerinden oluşmaktadır. 29 Mart 1883 yılında Çorlu’da doğan yazarın ailesi çiftçilikle uğraşıyordu. Birbirini izleyen savaşlar yüzünden, düzenli bir öğrenim yapamadı. Fransızca, Rusça ve Farsça’yı kendi kendine öğrendi. İttihat ve Terakki cemiyetinde müfettiş olarak çalıştı. Balkan Savaşının başlamasıyla Çorlu’dan İstanbul’a taşındı. TBMM kurulunca Anadolu’ya geçti ve Atatürk’ün yanında yer aldı. Azerbaycan’da elçilik görevinde de bulunan yazar, Galatasaray ve Kabataş lisesinde tarih-coğrafya öğretmenliği yaptı. Memduh Şevket Esendal’ın edebiyatımıza kazandırdığı çok sayıda eseri bulunmaktadır.

İSTANBUL’UN BİR YÜZÜ
Refik Halit Karay | Roman / Türk Edebiyatı

“Gurbette, yabancı diyarlarda kalmış gibiyim, yerime, evime, kaynağıma dönmek arzusunun bir açlık gibi içimi bayılttığını duyuyorum. Aynı İstanbul’un içinde İstanbul’u arayarak ve artık bulamayacağımı pek iyi anlayarak hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. Ben İstanbul’un, eski İstanbul’un, o şahsiyetli ve güzel İstanbul’un içyüzünü afacancasına tanıyan bir evladıydım; onu ben ne iyi anlardım. Sanki o da bana ayrıca, herkese yaptığından fazla yüreğini açardı. İşte ben, bu pek iyi tanıdığım ve pek çok sevdiğim vücudu kaybettim. Ona yanıyorum, onun hasretini çekiyorum” diyor yazar. 18.yüzyıl sonlarında bir kolu Mudurnu’dan İstanbul’a göçen Karakayış ailesinden olan yazar, 1888 yılında Beylerbeyi’nde doğmuştur. Meşrutiyet sıralarında gazeteciliğe başlamış ve ün kazanmıştır. Fecri-Ati edebiyat topluluğunun kurucularından olmuştur. Kirpi adıyla taşlamaları ve siyasal yazıları sonucu İttihat ve Terakki hükümetince Anadolu’nun çeşitli illerinde beş yıl sürgüne gönderilmiştir. 1938 yılında geri dönen yazar çeşitli dergi ve gazetelerdeki günlük yazıları ve yirmi kadar romanı ile yaşamını sürdürmüştür. 1965 yılında İstanbul’da ölen yazar, edebiyatımıza büyük katkıda bulunmuştur.

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15