Kısa Kitap Tanıtımları-1



MAHUR BESTE
Ahmet Hamdi Tanpınar | Roman / Türk Edebiyatı

Geçmiş zaman insanlarının hayatını tasvir eden bir Mahur Beste birbirine bağlı hikayeler dizisidir. Tanpınar’ın eserlerinde geçmiş zaman önemli rol oynar. Hikaye veya roman aktüel hayatı anlatmış olsa bile, olmuş bitmişi anlatır. Yazar diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de, insan ile zaman veya tarih arasındaki münasebeti yakalamaya çalışır. Mahur Beste acı bir aşk hikayesinin klasik musiki kalıplarıyla soyutlanmasıdır. Tanpınar, klasik Türk musikisini medeniyetimizin özlü bir yansıması olarak kabul eder. Mahur Beste’de Tanpınar’ın diğer eserlerinde de görülen medeniyet meselesi büyük bir ağırlıkla yer alır. Mahur Beste, Tanzimat sonrasında toplum hayatımızın her yönüne yansıyan değişim ve başkalaşımın yansıtıldığı ve her fırsatta tartışıldığı bir roman özelliğindedir.

CANAN
Peyami Safa | Roman / Türk Edebiyatı

“Bedia gözlerini açınca, karyolasının karşısındaki duvar saatine baktı: On ikiyi on geçiyor. Ne uyku, böyle geç vakitlere kadar uyumak hiç adeti değil, hemen kalkmak istedi. Fakat başını yastıktan ayıramadı. Terli, sıcak, uyuşuk vücudu, yatağın çukuruna yapışmış, kımıldayamıyordu bile. Büyük bir eziyetle yataktan inebildi. Örtündü balkona çıktı. Bütün Boğaziçi’nde, havada ve denizde, göz karartan bir temmuz parlaklığı var. Öğle güneşiyle ısınmış, hafif bir rüzgar dalgası, nemli saçlarının arasından geçti; güneşin karşısında gözleri, içine sabun köpüğü kaçmış gibi yanıyor ve kamaşıyor; öyle ki, mavisi uçmuş, bembeyaz, kalaylı bir bakır gibi parlayan deniz, ona kapkara görünüyordu. Gözlerini kırpıştırdı ve içeriye kaçtı. Büsbütün başı dönüyor. Pencere kenarında, uzun bir mindere kendini bıraktı, gözlerini kapadı, öylece kalakaldı. Arka arkaya kaç gecedir uykusuzluk onu harap etmişti. Ama yattıkça da başını iyice kaldıramaza olacağını biliyordu. Oysa bir buçuk vapuruna yetişmeliydi.”

MAHŞER
Peyami Safa | Roman / Türk Edebiyatı

“Limanda vapur ilerledikçe, sağ ve sol kıyının taş binaları, üstlerine bulaşan karanlıktan sıyrılarak, dinç ve siyah gövdeleriyle, ağır ağır kımıldıyor, şişiyor, kabarıyor, gitgide artan bir heybetle yükselerek, ayağa kalkmış gibi, vapura doğru yürüyorlar. İstanbul’un üstünde, Marmara’nın ortasından, Ayastefanos açıklarından beri gözleri çeken bir yangın kızıllığı var, şehrin bütün ışıklarını sünger gibi içen bulut kümeleri alev almış paçavralar gibi kıpkızıl. Nihad gözlerini süzerek içini çekti. Üç seneden beri karargahta otururken de, kalkarken de, uyurken de, uyanık iken de gördüğü ve cephede, silahın tetiğini çekerken parmağa, atlarken bacağa, koşarken ayağa, toprağa yaslanırken başa kuvvet veren bu rüya, artık bitti, çünkü hakikat oluyor. Vapur bile makinesini yavaşlattığı halde, şehrin mıknatısına kapılmış gibi, ileri doğru sessizce süratle kaydı.”

ALASKA KİD
Jack London | Roman / Amerikan Edebiyatı

“Etrafında hiçbir haritada gösterilmeyen, hiçbir adı olmayan, üzerleri buzla kaplı doruklar yükselmekteydi. Çevreden hiçbir yerde, vadilerin durgun havasında bir avcının kamp ateşinin dumanı, berrak gökyüzüne doğru yükselmiyordu. Yalnıza o tek başına bu geniş bu insanı henüz tanımamış ıssızlığın üzerine çöktüğü sonsuz sessizliğin ortasında hareket etmekteydi. Burada her şeyden hoşlanıyordu. Günlük çalışmaları seviyordu. Kurt köpeklerinin havlamasını, uzun alaca karanlıklarda kamp kurmasını. Gökte titreşen yıldızları ve kuzey ışığının çakıp sönen alevli parlaklığı da.”

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15