Diriliş Çanakkale 1915

“Şu Çılgın Türkler” kitabıyla Türk okurunun kalbini fetheden ve aylarca çok satanlar listesinin başında yer alan Turgut Özakman, bu yeni kitabıyla yeni nesillere, Türk tarihine ilişkin yeni bir destan daha sunuyor. 688 sayfadan oluşan “Diriliş Çanakkale 1915″ yine Bilgi Yayınevi tarafından yayınlanıyor. Yazar Özakman, Çanakkale Savaşlarında kazanılan zaferi destansı bir havada okurlarına aktarıyor. Bu kitabı okuduktan sonra Çanakkale savaşı üzerine yazılmış başka bir kitaba ihtiyaç duymayacaksınız.

Kitabın arka kapağında şunlar yazıyor:

Tüm yeni nesillere eşi olmayan bir armağan daha.

Çanakkale Savaşı hiç böyle yazılmamıştı.

Tarihin en eski milletlerinden biri, ateşten geçerek, kan içinde, bir daha uyumamak, benliğini unutmamak, kandırılmamak, sömürülmemek, ezilmemek, ölmemek üzere çığlık çığlığa diriliyordu.

60 dakika ölüm, yıkım, kıyım kustular.
Asker korunmak için toprağa girdi, karıştı, toprak oldu sanki.
Bombardıman sona erdi. İngiliz birlikleri batı ve orta kesime, Fransızlar doğu kesime taarruza kalktılar.
Askerler, savaşmak için taşın ve toprağın altından, ölüler canlanır, ruhlar ete kemiğe bürünür gibi doğruldular.
Ürpertici bir andı.

Bu küçük kuvvet, uzun süngüleriyle İngiliz taburunu karşıladı, kendinden üstün birliği dağıttı, sağ kalanları Sığındere ağzına kadar kovaladı.
Takımın komutanı teğmen, takımıyla birlikte koşuyor, bir yandan da “Sömürgelerde acı çeken, soyulan, korkudan titreyen, uyanmasına izin verilmeyen, el ayak öpen, uşaklık yapan tüm zavallılar şu tavşan gibi kaçan İngilizleri görseydiler” diye düşünüyordu.
Çanakkale Savaşı, hiçbir devletin, hiçbir ordunun, hiçbir silahın, yurt sevgisinden ve milli onurdan daha güçlü olmadığını, olamayacağını öğretmekteydi.
Bu büyük gerçek her gün bir kez daha kanıtlanıyordu. Bunu yaşamak herkese yıkılmaz özgüven veriyordu. Bundan sonra bir dış kudretten, ancak Çanakkale’yi yaşamayanlar, milli tarihi okuyup kavrayamayanlar ile onursuzlar ve satılıklar korkacaktı.


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

“Diriliş Çanakkale 1915” hakkında 67 yorum yapılmış.

  1. mustafa şöyle demiş:

    bu site çok güzel olmuş, ellerinize sağlık…

  2. merve şöyle demiş:

    harika olmuş. yalnız benim gibi ödev mahkumlarına biraz daha bilgi sunulabilirdi. yine de elinize sağlık.

  3. sena şöyle demiş:

    bence süper sözler, çok hoşuma gitti ama bence de biraz daha olsa iyi olurdu aslında. ama yine de çok güzel sözler :)

  4. emre şöyle demiş:

    harika olmuş. sayenizde 100 alacağım.

  5. nil şöyle demiş:

    süper ama benim istediğim kitap özeti yok..

  6. emre:D şöyle demiş:

    çok güzel ama aradığım kitabı bulamadım.

  7. beste şöyle demiş:

    çok güzel bir site, çok hosuma gitti. sayenizde ödevimi yaptım çok tesekkürler:):

  8. GüLçiN şöyle demiş:

    çok teşekkür ederim. çok güzel hazırlanmış her şey ama biraz daha bilgi olsaydı daha güzel olurdu. yine de çok güzel emeğinize sağlık.

  9. serhat şöyle demiş:

    çok kısa olmuş. merve’ye katılıyorum, biraz daha geniş bir özet olsaydı daha iyi olurdu.

  10. onr şöyle demiş:

    bunlar zaten kitabın arkasında da yazıyor :(

  11. dOUkAN şöyle demiş:

    kopya yapılmış, bir çok sitede aynı şeyler yazıyor olmamış :d )

  12. ugur şöyle demiş:

    diriliş kitabı gercekten muhtesem bir kitap. herkesin bu kitabı okuyup günümüz ile bağlantı kurması gerek.

  13. XXXX şöyle demiş:

    İğrenç bir özet.. Hayatımda bu kadar kötü roman özeti görmedim..

  14. :D:D:D:D:D:D şöyle demiş:

    bunlar zaten kitabın arkasında yazıyor. bana da özet gerek.

  15. dennnix şöyle demiş:

    iyi de biz kitap özeti demiştik, aynısı kitabın arkasında zaten yazıyor. lütfen kısa bir süre içinde kitabın özetinin yayımlanmasını istiyoruz…

  16. bilal şöyle demiş:

    sizler Türk milletin vatan evladısınız. bir düşünün, askerler bu yurdu yaşatmak için canlarını verdiler ama sizler düşünmediniz. bende çanakkale ilgili kitapları var yani ben anlarım vatan nedir, millet nedir bilirim. ülkende düşman varsa vatan için, millet için savaş, savaşmazsan vatan hainisin. durma hadi.

  17. ela şöyle demiş:

    evet bence de çok güzel. öylesine sitede gezinirken rastladım ama hemen temin edip okumaya başlayacağım. teşekkürler:)

  18. iLtEr şöyle demiş:

    Usta bir de özeti yazarsan sevinirim :(

  19. meryem şöyle demiş:

    bence çok güzel bir kitap teşekürler.

  20. berna şöyle demiş:

    güzel olmuş ama çok kısa. biraz daha uzun olmasını isterim.

  21. eren şöyle demiş:

    kitap özetini ben bile daha uzun yazardım yani.

  22. TuGBa şöyle demiş:

    bence de güzel ama harbi özeti yazın yahu.

  23. alperen şöyle demiş:

    bence güzel ama hepsi çok kısa. yani kitabı okumadığımız hemen belli oluyor.

  24. sena şöyle demiş:

    bence iyi olmuş ama kitap bana biraz sıkıcı geldi.

  25. hyrs şöyle demiş:

    özet deil bu

  26. meleqq şöyle demiş:

    çok manyak olmuş bu site. bilmem kaç sayfalık özeti okumaktan kurtuldum.

  27. xy şöyle demiş:

    kitabın arkasını yazmaya ne hacet, lütfen daha güzel şeyler yapın. isteyen herkes kitap arkasına ulaşabilir.

  28. Anonim şöyle demiş:

    daha detaylı özet olabilirdi

  29. Anonim şöyle demiş:

    özeti var mı?

  30. sözde şöyle demiş:

    ne saçma bir site bence, özet böyle mi olur, hele 688 sayfalık kitaba en az 10 sayfa olmalı.

  31. xd şöyle demiş:

    çok güzel ama yeterli bilgi yok.

  32. mine şöyle demiş:

    ama bu kitabın arkasında yazıyor neyse yine de emeğiniz için tşk.

  33. Anonim şöyle demiş:

    süper kitap.

  34. elif şöyle demiş:

    bence süper bir kitap. hiç yaşanmayan şeylerden ötürü yaşanmış olayları anlatıyor. çok hoşuma gitti.

  35. defne şöyle demiş:

    ben bu kitabı çok sevdim. çok güzelmiş. gerçek yaşananları yazmışlar.

  36. defne şöyle demiş:

    bu kitap bence çok harika. gerçekten de çok örnek bir kitap.

  37. barış şöyle demiş:

    bence Turgut Özakman bu kitabıyla Türkiye’nin ne zorluklarla kazanılıp, ne zorluklarla kurulduğunu göstermiştir. Aynı zamanda bize tarihimizi öğretmiş, kimlerin iyi, kimlerin kötü kişilikler olduğunu bize sunmuştur.

  38. ixir şöyle demiş:

    arkadaşlar bana diriliş kitabının özeti lazım, bu kitabın arkasında yazıyor acil!

  39. asd şöyle demiş:

    güzel olmamış. 600 sayfa böyle arkada yazılanlarla mı özetlenir.

  40. ece şöyle demiş:

    güzel diyemem ama fene deil

  41. sda şöyle demiş:

    hiç güzel olmamış

  42. nbr şöyle demiş:

    bence çok güzel ödevime çok güzel ooldu

  43. burcu şöyle demiş:

    roman çok güzel her türk gencinin okuması gereken bir kitap.ama özetini de yazsanız çok iyi olurdu

  44. seLin şöyle demiş:

    bu kdrr kalın birr kitabın özetii keinliklee bu kadarr olmazzz olamaz..10 syfa fln olsaydıı dha iiydiii….çkk kötüüüü=/

  45. NalaN şöyle demiş:

    aradığım özeti bulamadım.. biraz daha uzn olsaydı ii olurdu..

  46. yunus emre şöyle demiş:

    bence güzel bi kitap ama şu çılgın türklere oranla biraz sıkıcı

  47. aysu şöyle demiş:

    amaa burda özet yok yarına kadar bulmam gerekioo yhaaa

  48. onur can şöyle demiş:

    yahu burada hiç birşey yokki

  49. cafer şöyle demiş:

    ya özet istedik yazdıkları yazıya bak yaaaaaaaaaa azıcık bir şey olurmu böle şey yaaaaaaaaaaaa hiç olmamış

  50. mert şöyle demiş:

    kitap 600 sayfa verdikleri özet 1 sayfa bile değil bune yaw

  51. jujujjh şöyle demiş:

    benceee çolkkkk haaaaarika

  52. Anonim şöyle demiş:

    çok harika bir kitap bence bayıldım 2 kere okusam bıkmam

  53. Anonim şöyle demiş:

    ön sözü süper olmuş

  54. Anonim şöyle demiş:

    abi bune ya özet bu mu okusam daha iii di yani iki saat arayana kadar bu kitaba bu özet yakışmamış

  55. melike şöyle demiş:

    teşekürlürr çok gerekliydi

  56. melike şöyle demiş: şöyle demiş:

    ^çok ama çok uzun

  57. okan şöyle demiş:

    ii de bu kitabın arkası ÖZET NERDE? milleti kandırıyorsunmuz

  58. uyıyuıuı şöyle demiş:

    bence çok ama çok ğüzel harika bir kitap

  59. şeyda şöyle demiş:

    bence süper bi kitap

  60. muhittin aydın şöyle demiş:

    işte buyrun kitabın özeti. Kusur yaptıysam afola. 1 gecede çıkardım. :)

    DİRİLİŞ-ÇANAKKALE 1915

    Osmanlı Balkan Savaşlarında daha düne kadar birer ili olan devletçiklere yenilmiş; dünyada biraz saygınlığı kalmışsa da onuda kaybetmişti. Avrupa büyük bir savaşın eşiğindeydi. Osmanlı ise bu savaşa hazır değildi. Osmanlı’nın daha bir müttefiki bile yoktu. Bir dost edinebilmek için Avrupalı devletlerin yanı sıra Yunanistana bile yanaşmaya çalışmış ancak beklediği ilgiyi bulamamıştır.

    Avrupalı devletler yapılacak savaş için gruplarını seçmiş sadece savaşmak için bir neden arıyorlardı. Aradıkları neden bir Sırplı çocuğun Avusturya-Macaristan veliahtını ve karısını öldürmesiyle karşılarına çıktı. Bu fırsatı hiç kaçırmadan birbirlerine girmişlerdi Avrupalı devletler.

    Osmanlı ise bu savaşın başlarında hiçbir devletin yanında olmadığını belirtmişti. tarafsız olduğu için de boğazlardan ticaret gemileri haricinde hiç gemiye geçit vermeceklerini belirtmişti. Bu boğaz kapatma olayı en çok Almanya’nın işine yararken Rusya tarafını ise çileden çıkarmıştı.

    Osmanlı bu savaşta tarafsız gibi görünüyordu fakat yönetimde büyük bir sıkıntı vardı.Enver Paşa tam bir Alman hayranıydı ve bu hayranlık Osmanlı devletini büyük bir ateş çemberinden geçirecekti.

    Osmanlı bir süre sonra bu tarafsızlıktan sıkılmış ve savaşa Almanya’nın yanında girmeye kadar vermişti. Almanya ise Osmanlı’nın bu teklifini seve seve kabul etmişti. Almanya Osmanlı’yı bir can deposu olarak görmekteydi. Osmanlı için yalnızca savaşa girme nedeni kalmıştı.

    Yakın zamanda sadrazamlığa gelen Sait Halim Paşa ‘madem ki savaşa girilecek öyleyse güçlü bir donanma şart’ demesi üzerine İngiltere’ye iki tane zırhlı siparişi verilmişti. Bu gemiler toplam 7 milyon liraya alınacak ve bu ücret taksitler halinde ödenecekti. Ama ortada büyük bir sorun vardı. Hazinede daha bu gemilerin ilk taksitini ödeyecek kadar para bile yoktu. Bu durumu duyan vefakar Türk halkı ellerinde avuçlarında ne varsa devletine milletine vermeye hazırdı.Parası olanlar verebilecekleri kadar yardım etmişlerdi. Bu dönemlerde Müslüman Türk kadınlarının saçlarını kesmeleri iyi karşılanmaz, hor görülür ve dışlanırlarda. Tüm bu olumsuzlukları göze alan bir Türk kadını ise saçlarını kesmiş ve bir perukçuya satarak para kazanmıştı. Bunu duyan birçok cesur Türk kadını da böyle yapmış saçlarını keserek orduya yardımda bulunmuşlardı.Tüm bu uğraşlara rağmen İngiltere savaşı bahane edrek gemilere el koymuştu. Üstelik ödenen taksitleride geri vermeyecekti.

    Akdeniz’de 2 Alman zırhlısının peşine İngiliz zırhlıları takılmış Çanakkale boğazına kadar kovalamışlardı. Bu olayı gören Türk askeri İstanbul Hükümetinin talimatıyla gemileri boğaza sokmuş ve aynı zamanda savaşta tarafını belli etmişti. İstanbul Hükümeti ise kamuoyuna bu gemileri satın aldığını duyurarak ortaya çıkabilecek karışıklıkları engellemiştir. Bu gemilere Enver Paşa’nın emriyle Türk bayrağı takılmış ve mürettebat değiştirilmemiş yalnızca bu Alman askerlere Türk askerlerinin kıyafetleri giydirilerek bırakılmıştır. Almanya bu gemileri Osmanlı’ya bıraktıktan sonra daha kolay baskı yapmaya başlamıştır. Sürekli Osmanlı’yı savaşa bir an önce girmesi için sıkıştırıyordu. Daha fazla dayanamayan Osmanlı, gemileri bir planla Karadeniz’e yollamış ve gördüğü ilk Rus donanmasını batıması için emir vermişti. Ama mürettebat Almanlardan oluşuyordu ve durumu Almanya’ya bildirmişlerdi. Almanlar ise bu görevi Osmanlı’dan habersiz değiştirerek Rus limanları bombalaması için emir vermişti. Böylede yapmışlardı. Artık kader ağlarını yavaş yavaş örüyordu.

    Artık Osmanlı savaşa resmen girmişti. Balkan savaşının ardından terhis edilen ordunun tekrar toplanması gerekiyordu. Osmanlı halifesi tüm Müslümanların bu savaşa katılacağını tahmin etmişti. Gazeteler aracılığı ile kutsal cihat ilan edildiği tüm arap ülkelerine duyrulmuştu. Ancak bu seferberliğin yapılmasından bir hafta geçmişti. Hiçbir Arap ülkesinde ses çıkmamış; bu devletlerden bir asker bile gelmemişti. Osmanlı Almanya’dan savaş hazırlıkları için yüklü bir borç aldı. Tez zamanda ordunun bütün ihtiyaçları karşılanmaya çalışıldı. Tüm ambarlar yiyeceklerle dolduruldu.

    Osmanlı bu savaştaki en geri kalmış devletti. Bir zamanlar 3 kıtayı yönetmiş, tüm dünyaya korku salmıştı. Ancak şimdilerde kendi içerisindeki bağnazlıklarla uğraşıyordu. Kadınların etek boylarıyla, çarşaflarıyla uğraşmaktan sanyiyi geliştirmeye vakit bulamamış ve geri kalmıştı. Osmanlı’nın İstanbulda sınırlı bir sanayisi vardı. Bunlarda zaten yetmiyordu.

    Osmanlı’da kız çocukları okula yollanmıyor, kadınlar yanlız başlarına dışarı çıkamıyorlardı. Çıkmak isteyende yüzünü peçeyle örtmek zorundaydı. Bazı cesur kadınlar bu duruma karşı çıkıyor, bu bağnazlıklara meydan okuyorlardı. Sık sık bir araya gelen cesur kadınlar toplantı yapıyorlar, güçlerini birleştirerek kadınları aydınlatmak için dergi çıkarıyorlard.

    İlk olarak Rusya doğuda sarıkamış’ı işgal etti. Bunun üzerine Osmanlı orduyla bu bölgeye gelmişti. Başlarda taarruz etmesi kolaydı fakat zamanla kış gelmiş havalar soğumuştu. Askerlerin üzerinde soğuk havada savaşabilecekleri kıyafetler yoktu. Doğu ordusu komutanı havaların soğuduğunu ve kışın burada çok çetin geçeceğini belirten bir mektup yazmıştı. Fakat Enver paşa bu mektuba kızmış. Komutanı görevden alarak yerine başkasını getirmişti. Bir süre sonra Enver Paşa’da bu cepheye gelerek durumu bizzat kendisi de görmek istemişti. Söylenenler doğruydu burada hava çok soğuktu ve üstene üstlük karda yağıyordu. Ama artık dönmek olmazdı. Enver Paşa bizzat kendisi bir plan yaparak orduyu yönetecektir. Öyle bir plan yapmıştı ki gerçekleşmesi halinde yenilmek imkansız görünüyordu. Ama önlerinde öyle bir engel vardı ki orduya çok büyük sıkıntı oluşturuyordu. İnsanın içini donduruyordu. Enver paşa askerin bu konuda itiraz etmesi için askerle aynı ortamı paylaşıyor bütün lüks şeylerden kaçınıyordu. Asker bu plana göre asker iki gruba ayrılarak düşmanın arkasından dolaşarak Sarıkamış’a inecek ve düşmanı saf dışı bırakacaktı. Ama plan yapıldığı gibi gitmedi. Soğuk hava yüzünden yollar şaşırılacak, askerlerin büyük bir bölümü yolda donarak ölecekti. En sonunda küçük bir birlik sarıkamışa inecek fakat yoruldukları için etkili olamamıştı. Sarıkamış harekatı tam bir fiyaskoydu.

    Sarıkamış’ta olanlar Anadolu halkından sır gibi saklanmaya çalışılacak fakat başarılı olunamayacaktı. Ordunun artık iyice şevki kırılmıştı. Ne Enver paşa bir açıklama yapıyor ne de askerler bu konuşmak istiyordu.

    Bu günlerde Balkan Savaşında gazi olmuş bir asker hayata tekrar dönmüştü. Bu gaziye hastanedeki tüm insanlar itinayla ilgi gösteriyorlardı. Durumu ilk başlarda çok ağırdı. Doktorların çabasıyla hayata tekrar döndürülmüştü. Adı Orhan’dı. İstanbul’da 2 katlı evleri vardı. Üst katta kendileri oturuyor; alt katta ise kiracıları kalıyordu. Bu kiracıların bir de dünya güzeli bir kızları vardı. İsmi Dilber’di. Orhan Dilber’e aşıktı. Ancak küçüklükten beri birlikte kardeş gibi büyüdükleri için bir türlü kıza söyleyemiyor, her seferinde utanıyordu. Orhan hastanede kendine geldiği ilk an Dilber’i düşünmüş ‘acaba evlenmiş miydi’ diye kendi kendine sormaya başlamıştı. Doğru Düzgün yemek yemiyor sürekli Dilber’i düşünüyordu.

    Sarıkamış fiyaskosundan sonra ordu artık kazanmak istiyordu. Gizli bir planla Süveyş Kanalı İngilizlerin elinden almaya çalışılacaktı. Planı yürütecek komutan ve askerler Haydarpaşa garından halkın sevinç gösterileri arasında uğurlanacaktı. Komutan gitmeden önce bir konuşma yapacak konuşmada yanlışlıkla ağzından gizli planı kaçıracaktı. Bu planın olacağınıduyan İngilizler kanaldaki güvenliği arttıracak ve Osmanlı ordusunu bozguna uğratarak Hükümeti ikinci kez küçük düşürmeyi başaracaklardı.

    Osmanlı batıda olsun, doğuda olsun öyle topraklar kaybetmişti ki; bu topraklar 500 yılda alınabilmiş fakat bir kaç günde kaybedilmişti.

    Osmanlı’nın boğazları kapatmasıyla eli kolu bağlanan Rusya’ya yardım götürmek ve savaşı kısaltmak için İtilaf devletleri boğazı zorlayarak geçmeye çalışacaktı. Çanakkalede bir savaşın olacağı kesinleşince İstanbul hükümeti bütün orduyu buraya yığmaya başlamıştı. Büyük bir ordu kurulacaktı. Toplam 1 milyon asker. Osmanlı Viyana’ya bile 400 bin kişiyle yürümüştü. Bu kadar askere giyecek ve karavanaya ihtiyaç vardı. Bir çok asker yırtık üst başla savaşacak, yırtık postalla mücadele edecekti.

    Orhan artık iyice iyileşmiş. Ailesiyle görüşebilecek kadar düzelmişti. Bu gün o gündü. Dilber de gelecekti. Orhan çok heyecanlıydı. Acaba Dilber evlenmiş miydi? Orhan bazen cayar gibi oluyor fakat Dilberi görebilmek için vazgeçiyordu. Artık caymak için çok geçti. Çünkü bütün aile bir anda odaya doluşmuş herkes hep birlikte Orhan’ı görünce ağlamaya başlamışlardı. Dilber artık çarşaf giymişti. Demek bu kadar büyümüştü. Doktor Orhan’ı annesine yemek yemediği için şikayet ediyordu. Orhan Dilber’ini görmüştü artık daha ne isteyebilirdi ki. Büyük bir iştahla annesinin elinden yemek yemeye başlamıştı. Bunu gören doktor şaşırmış ‘işte anne şevkati’ demeye başlamıştı. Orhan da içinden ‘bu doktor aşk denen şeyin ne demek olduğunu bilmiyor herhalde.’ diyordu.

    Osmanlı, itilaf devletlerinin yenilmez armada olarak adlandırdıkları donanmaya karşı antika toplarla ve sınırlı cephneyle mücadele edecekti. Bunu bilen itilaf devletleri boğazı bir kaç günde geçmeyi düşünüyorlardı. Ama her şey cephede belli olacaktı.

    Cephede tüm bunlar olurken kadınlarda boş durmuyor sürekli haklarını arıyorlardı. Bir çok yobaz onlarla uğraşırken onlar orduya nasıl yardımcı olabiliriz diye düşünüyordu. Tüm engellemelere rağmen hiç vazgeçmiyorlardı. Gönüllü kadınlardan oluşan bir hemşire okulu açmışlar ve çalışırken peçelerini çıkarmışlardı. Bunu gören bazı erkekler ve hatta bazı kadınlar ortalığı velveleye veriyor ‘başımıza taş yağacak’ diye sokaklarda bağırıyorlardı. Ama bu tarihe geçecek kadınlar hiç vazgeçmediler ve sürekli gelecek için çalıştılar.

    Enver Paşa Çanakkale Savaşını yönetmesi için komutayı Liman Paşa’ya vermişti. Liman Paşa daha önce küçük bir birliği bile yönetmemiş bir Alman askeriydi. Liman paşa o kadar serttiki onunla hiç bir konuda tartışmaya girilmiyor hemen azarlıyordu. Ordu cephede bu Paşadan çok çekecekti.

    Çanakkale’de cepheler hazırlanmıştı. Ülkenin dört bir yanından toplanan toplar buraya getirilmişti. Hepsi en az 100 yıllık hantal iri toplardı. Bir çok ülkenin müzeye kaldırdığı toplara onlar gözü gibi bakıyorlar yokluğu hiç düşünmemeye çalışıyorlardı.

    Şafağın sökmesiyle ufukta, sislerin ardında büyük bir filo görünüyordu. Bu yenilmez armadaydı. Boğazdan yaklaşık 17 km uzaktan ateş etmeye başlamışlardı. Türk topçular ise bu durumu çaresizlik içinde izliyorlarda. Çünkü bizim toplarımız bu mesafeye atamayacak kadar modern dışıydı. Birçok asker sinirden ağlıyor, üzüntüden sızlanıyordu.

    Orhan hala hastaneden çıkamayacak kadar hastaydı. Ama annesini ısrarları ve Orhan’ında artık çıkmak istemesi üzerine doktor izin vermişti. Artık Orhan Dilber’inin yanında olacaktı. Sevinç içinde hastaneden çıktı çok mutluydu. Eve geldiğinde büyük bir ilgiyle karşılanacak. Komşular eve doluşacaktı.

    Filo top atışlarına devam ediyor ve aynı zamanda boğazada yaklaşıyordu. Artık toplarımızın ateş alanına yaklaşmışlardı. Askerler büyük bir mutluluk içinde top başı yapmışlardı. Bu saatten sonra emirler yağacak filo zorlanacaktı. Yenilmez Armada artık gündüzleri top atışları yapıyor, geceleri ise gizlice boğaza gelerek mayınları temizlemeye çalışıyorlardı. Bir çok kez yakalandılar gözcülere. Bizim yaptığımız top atışlarıyla kaçıyorlardı. Bazende isabetli atışlarla gambotları batırıyorduk.

    Kadınların katıldıkları hemşire kursları çok etkili olmuştu. Yeni kurslar birbirini izliyordu. Bunu gören yobazlar ise kıskançlıklarından çatlayacak gibi oluyorlardı.

    Çanakkalede filonun zorlaması artık boşa çıkmaya başlamıştı. Amirallere göre topluca bir baskın yapmak gerekiyordu. Bir süre filo zorlamasına ara verilmişti. Yalnızca geceleri balıkçı tekneleriyle mayın arıyorlardı. Filo gizli toplantılar sonunda karalaştırdılar. Topluca bir yüklenme olacaktı.

    Güneş çoktan doğmuştu. Gözcüler ve ordu büyük bir çarpışmanın olacağından haberdarlardı. Bilmiyorlardı ama hissediyorlardı. Beklene an gelmişti. gözcüler alarm verdiler. Herkes top başı yapmıştı. Ama armadanın atışları çok etkiliydi. Artık toplarımızın başında yalnızca bir kaç gönüllü asker kalıyor gerisi sığınaklara geçiyordu. Top başında şehit olan askerlerin yerini hemen yenisi alıyordu. Artık bataryaların çoğu bitmişti.

    Orhan eve geleli bir kaç gün olmuş ve iyice kötü olmuştu. Çünkü daha dilberine onu sevdiğini söyleyememişti. Bu da onu çok üzmüştü. Dilber sık sık yanına geliyor ona ne olduğunu soruyordu. Ama Orhanın ağzını bıçak açmıyordu. Bu böyle gitmezdi. Orhan da bunun farkındaydı. Bir sabah kahvaltı bahçede yapmak istediği söylemiş ve ev çığlık çığlığa kopmaya başlamıştı. Bunlar sevinç çığlıklarıydı. Artık Orhan hızla iyileşmeye başlamıştı.Çünkü bir an dahi olsun dilber’den vazgeçmişti. Ama bu da fazla uzun sürmeyecekti.

    Bizim cephemizin yanısıra filo da ağır kayıplar vermeye başlamıştı. Seyit Onbaşı gibi kahraman topçularımızın sayesinde Armadanın 4 zırhlısını boğazın dibine gömmüşlerdi. Bu Yenilmez Armada için çok büyük bir kayıptı. Artık filo yavaş yavaş çekilmeye başlamıştı. Bu gören kahraman Türk askeri çok sevinmişlerdi. Yenilmez armadyı yenmişlerdi.

    İstanbul ve Anadolu bu zafere duyunca çok sevinmişlerdi. Yıllardır zafer yüzü görmeyen bir millet böylesine büyük bir zaferin altına imza atmışlardı.

    Kadınların haklı çırpınışları sürerken bir gazeteci bu durumu yedirememiş ve kzdınları uzun bir süre sustumak amaçlı bir yazı yazmaya karar vermişti. Bu yazı için çok uzun bir zamana ihtiyacı vardı. Susturulması gerekenler az zamanda çok büyük bir kitleye ulaşmışlardı çünkü.

    Her ihtimale karşı Çanakkaledeki ordu terhis edilmemiş bir kara çıkartmasına karşı hazır bekletilmişti. Bu haklı bekleyiş uzun sürmeyecekti. İtilaf devletleri sömürgelerinden toladıkları askerlerle geleceklerdi.

    Liman paşa şimdiden çıkartmaya karşı plan hazırlığı içindeydi cepheleri geziyordu. Türklerin yaptıkları savunmayı beğenmemişti. Bu savunmayı zorla değiştirecek ve uzun bir zaman sonra çok pişman olacaktır. Liman paşa’ya göre en büyük çıkartma saros’a yapılacaktı. Askerlerin büyük bir bölümünü buraya yığdı. Boğazlardaki mayınlar yenilendi. Son mayınlarda kıyıya paralel olarak karanlık limana döküldü.

    Her şey hazır gibi görünüyordu. İtilaf devletleri bir kez daha geliyorlardı. Bu kez hem denizden, hem karadan , hem de havadan bastıracaklardı. Düşanın on binlerce askerrine karşı biz bazen yüzlerle bazense onlarla meydan okuyacaktık. Savaş çok hızlı başlamış Çanakkale’nin geneline yayılmıştı. Liman paşa çıkartmanın başlamasıyla orduyu yalnız bırakmış doğruca saros’a gelmişti. Burada bir kaç gemi vardı. Belliki yalancı çıkartmaydı. Ama bunu liman Paşa 36 saat sonra anlayacak. Bu zamana dek oradan ayrılmayarak orduyu zor duruma düşürecekti. Liman paşa burada oyalanırken onun cephede kurduğu plan çoktan patlak vermiş birçok yer düşmana kaptırılmıştı.

    Sık sık cepheler el değiştiriyordu. Türklerin böyle savaştığını gören düşman şaşırıyordu. Türklerin keskin nişancıları bir çok subay ve komutanı vuruyor, düşmana rahat vermiyordu. İlk günün faturası çok büyük olmuştu. Her iki taraftada onbinlerce şehit verilmişti. Akşam olunca ateşkesler yapılıyor şehitler ve yaralılar toplanıyordu. Geceleri şok baskınlar yapılarak gündüz kaybedilen yerler geri alınıyordu.

    Bir sabah Orhanların kapısı çalındı. Gelen hastane doktoruydu. Orhan’ı muayene etmeye gelmişti. doktor Orhan’ı gayet iyi bulmuştu. Bunu evdekilerle paylaştı. Orhan’ın bir sorusu herkesi bir anda sersemletmişti. Orhan cephede savaşıp savaşamayacağını sormuştu. Doktor bir süre duraksadıktan sonra cevabı kesindi ‘hayır’
    Orhan bunu okula yazılabilmek için soruncada ortalık yumuşamıştı.

    Düşman önce gemilerle cepheyi döüyor daha sonra ise asker çıkartıyordu. Tüm bunlara rağmen Türk’ü yenmeyi başaramıyordu. İtilaf devletlerinin çok büyük kaybı vardı. Bu kayıpları kendi hükümetlerinden sır gibi saklıyorlardı.

    Gazetecinin yazısı bir gazetede yayımlanmıştı. Gerçektende kadınları susturacak gibi görünüyordu. ama böyle olmadı. Yazıda kadınlara ‘madem erkeklerin haklarını istiyorsunuz o zaman sizde askere gidinde görelim.’ demişti. bunu duyan cesur kadınlar ertesi gün askeriyelerin önüne birikerek asker olmak istedikleri söylüyorlardı. Yani gazetedeki yazı hiç bir işe yaramamıştı.

    Artık düşmanın canı iyice sıkılmaya başlamıştı. Etkili planlarla bizim üzerimize saldırıyorlardı. M. Kemal komutanlarından habersiz birliğini bulunduğu yerden başka bir yere taşımıştır. M. Kemal buraya çıkarma yapılmasını bekliyordu. Öylede oldu. Eğer M. Kemal buraya gelmeseydi düşman savaşı kazanacaktı. M. Kemal üst üste böyle bir kaç kez sürpriz kurtyarışlar yaparak rütbesini iyice yükseltmişti. Artık anafartaların tamamı onda soruluyordu. Emrine 2 tümen daha verilse tam bir ordu oluyordu. M. Kemal ileri görüşlü olması çok işe yaramıştı. Bir çok cephedemn zaferle ayrılmışlardı. Liman Paşa böyle bir komutanla çalışmaktan mutluluk duyuyotdu. M. Kemal daha 36 yaşında paşa olmuştu.

    Orhan bir gün üstünü giyerek okua gideceğini söylerek evden ayrılmıştı. Ama öyle yapmadı. hemen bir askerlik şubesine giderek cephede asker olmak istediğini söylemişti. Buradaki Çavuşta yarın gelebileceğini söylüyordu. Orhanın bu gidişi Dilber’den kaçmak istemesiydi. Ertsi gün evden hasteneye gideceğim diye çıkan orhan çoktan Çanakkale yolunu tutmuştu. yolda gidişini anlatan bir mektup yazmıştı eve. Dilber bu olaya çok üzülmüştü.

    Türkler M. kemelle birlikte düşmana göz açtırmadı. Düşmanın zararının haddi hesabı yoktu.orhan cepheye gelmişti. İlk taarruzda bacagında 3 mermi yiyen Orhan İstanbul’a tedaviye gönderilecekti. Parçalanan bacağı uzun bir ameliyatın ardından geri yerine takılacaktı. Sadece ufak bir aksama kalacaktı.

    İtilaf devletleri Kara harakatlarında da başarılı olamamıştı. Artık yavaş yavaş çekilmeye başlamışlardı.Türkler son bir hamleyle kıyılarda kalan son düşmanıda püskürterek düşmanı saf dışı bırakmıştı. Bir çok cephede ise düşman korkudan olacak kendi kendilerine çekiliyorlardı.

    Orhan yine iyileşmiş ve evine gelmişti. Artık Dilbere her şeyi anlatacaktı. Çünkü Dilber’in ölüsünü öpeyim diye yemin etmişti. Orhan bir kerede tüm söyleyecekleri söyledi. Dilber’de ‘A benim salak abiciğim ben sana kaç kere seni sevdiğimi belli etmiştim. Ama sen anlamamıştın.’ der. Orhan artık her şeyi söylemiş dilberde bunu onaylamıştı.

    Kara harakatınıda Türkler kazanmıştı. Bu kazanış tüm Sömürge ülkelere örnek olacak ve büyük bir alana yayılacaktı.

    Anadoluda bu zafer büyük şölenle kutlanacaktı. Kadınlar ise haklı savaşlarında vazgeçmeyeceklerdi.

    Almanlar ise ülkelerine dönecek fakat ordu dağıtıldığı için boşta kalacaklardı. Çarlık Rusyası ise yıkılacak yerine Demokratik Rusya kurulacaktı. Bizim Bir çok paşamız ise yurt dışına kaçacaklar fakat bir çoğu bulundukları ülkelerde öldürülecek.

  61. ömer şöyle demiş:

    bukadar kısa bir özetle kitabı anlamamızı bekliyorsunuz bravo berbat

  62. furkan şöyle demiş:

    walla özet olmamıs bide su kitabın konusu, kitabın ana fikri felan olsaymıs daha güzel olabilirmiş

  63. ayşe şöyle demiş:

    700 sayfalık kitaba az bu ozet pardon ama

  64. elif şöyle demiş:

    bence bir uğraşbir emeksarfedilmiş kısa veözolmuş işime çokyaradı sağol.

  65. sultan şöyle demiş:

    yha saolun bnde sizin sayenizde ödevimi yaptm yüz alırsam size minnettar olucmmm

  66. sultan şöyle demiş:

    yha daha yeni okudmm harika hemde elifin dediği gbi ksa ve öz olmuş çok teşekkür edermmm…..:)

  67. ırmak şöyle demiş:

    çok güzel olmuş…

Yorum Yaz